6 Aylık Dünya Turumuzda Yollarda Neler Öğrendik?

Kasım 2016’da eşimle yıllardır hayal ettiğimiz dünya turuna çıktık. 6 aydır yollardayız. Tayland’dan başladığımız dünya turunda şimdiye kadar 10 ülke gezdik. Daha nicelerini gezmeyi istiyoruz. Gezip gördüğümüz yerleri, yaşadığımız tecrübeleri anlatmaya başlasak bir ömür anlatsak bitiremeyiz sanırım.

Bunun yerine size yolda neler öğrendiğimizi anlatmak istiyoruz. Dünya ile, hayat ile, kendimiz ile ilgili. Yolda olmak, en iyi öğretmendir derler bazı gezginler. Biz de bu yolculukta bir belki bir ömür boyunca öğrenemeyeceğimiz kadar şey öğrendik.

Öğrendiklerimizden en önemlilerini sizlerle paylaşmak istedik. Bakın yolda neler öğrenmişiz:

Üzerinde yaşadığımız dünyayı aslında ne kadar az tanıdığımızı…

6 Aylık Dünya Turumuzda Yolda Neler Öğrendik?

Bu yolculuğa başlamadan önce ikimiz de, eğitimli, bilgili, çok okuyup araştıran insanlardır. Sahip olduğumuz bilgilerle bu dünyada olan bitenleri oldukça iyi anladığımızı sanıyorduk. Ancak yola çıktıktan sonra fark ettik ki, dünya ile ilgili o kadar çok az şey biliyoruz ki. Anladık ki, diğer kültürle ilgili bildiklerimizin çoğu, yetersiz ya da tek yönlü kaynaklardan bize ulaşan, çoğunlukla klişe bilgi kırıntılarından ibaretmiş.

Bu yolculuğa çıkmamış olsak, 60’larda Batı’da başlayıp dünyaya yayılan hayran olduğumuz hippi kültürünün kökeninin Hindistan’dan ve Hint fakirlerinden geldiğini, dünyanın en çok izlenen filmi Avatar’ın yoğun bir şekilde Hindu mitolojisinden etkilendiğini, Malezya’nın Melaka ve Georgetown şehirlerinde, dünyanın en yaygın 4 dinine mensup insanların aynı sokaklarda, farklı tapınaklarda barış içinde ibadet edebildiğini, Avrupa’dan çıkan koloni emperyalizminin sadece Amerika ve Afrika kıtalarını değil, aynı zamanda dünyanın en köklü medeniyetlerine evsahipliği eden Asya kıtasındaki bütün uygarlıkların kaderini, geri dönüşü olmayacak kadar köklü bir şekilde etkilediğini, Tayvan’ın başkenti Taipei’nin belediye başkanının her gün evden işe metro ile korumasız olarak gidip geldiğini -bizimle tanışarak elimizi sıktı- bir ömür boyunca okuyup araştırsak öğrenemezdik sanırım.

Farklı kültürlere karşı hoşgörülü olmayı…

6 Aylık Dünya Turumuzda Yolda Neler Öğrendik?

Seyahat etmenin bizce en faydalı öğretisi tartışmasız farklı kültürlere karşı hoşgörülü olmak. Keşke herkes çokça seyahat etse ki, daha hoşgörülü, anlayışlı bir dünyamız olsa. Yoldayken sadece kendi kültürümüzün ya da bize dayatılan kültürlerin değil, çok az tanıdığımız diğer kültürlerin de ne kadar özgün ve zengin olduğunu gördük ve çok etkilendik. Türkiye’de ve Batı’da çok daha az bilinen Budizm ve Hinduizm dinlerinin de aslında kendi içinde ne kadar etkileyici ve öğretici olduğunu görmek bizi bu kültürlere çok daha yakınlaştırdı ve hayran bıraktı. Zaten hiç bilmeden tanımadığımız insanlara duvarlar örüp düşman olmaktan çıkmıyor mu bütün bu kavgalar, savaşlar?

Dünyamızın ne kadar büyük güzelliklerle dolu olduğunu…

6 Aylık Dünya Turumuzda Yolda Neler Öğrendik?

Her ne kadar, her geçen gün onu kirletmek, ona zarar vermek için elimizden geleni yapsak da, üzerinde yaşadığımız dünya halen o kadar büyük güzelliklerle dolu ki! Doğa ana, dünyanın farklı coğrafyalarında bütün cömertliğiyle size kendini gösterdiğinde, ne paranın, ne malın mülkün, ne de sahip olmak için yırtındığımız diğer metaların doğanın o yalın güzelliğinin yanında ne kadar küçük ve değersiz olduğunu anlamanız saniyeler sürüyor. Filipinlerin büyüleyici mercanlarından, Himalayalar’ın görkemli zirvelerine, Tayland’ın cennetten kopmuş tropik adalarından, Malezya’nın balta girmemiş tropik ormanlarına, Vietnam’ın binlerce adadan oluşan nefes kesici Halong Körfezi’nden, Endonezya’nın öfkeli volkanlarına, dünya görmekle bitiremeyeceğiniz o kadar büyük güzelliklerle dolu ki, dört duvar arasına hapsolup saçmasapan şeyler peşinde koşturarak kendinizi bunlardan mahrum bıraktığınız için utanıyorsunuz yoldayken.

Çok az eşya ile oldukça mutlu yaşayabileceğimizi…

6 Aylık Dünya Turumuzda Yolda Neler Öğrendik?

Çok şükür ki, başımıza sokabileceğimiz bir evimiz var. Kimimizin kendi evi, kimimizin kira. Kimimizin bir göz oda, kimimizin villa. Ne olduğunun çok önemi yok aslında. Ev dediğimiz bu çatının altında, sahip olduğumuz bütün eşyalar depolanmış adeta. Kiminde az, kiminde çok. TV, kanepe, oturma grubu, yatak, dolap, süs, aksesuar, tencere tava, kıyafet derken çoğumuz tıkabasa eşya ile dolu evlerde yaşıyoruz aslında. Seyahatteyken fark ediyorsunuz ki, ne kadar çok şeye sahibiz aslında, ne kadar çok eşyamız var, ne kadar çok kıyafetimiz. Ve o kadar içine gömülmüşüz ki bu hızlı hayatın farkında bile değiliz. Hatta bir de sanıyoruz ki, hiçbir şeyimiz yok!

6 ay boyunca 10’ar kiloluk birer sırtçantası ile gezdik dünyayı. Hala da gezmeye devam ediyoruz. Yani özetle bu sırtçantası evimiz oldu yarım sene boyunca, kaplumbağa misali. Bir gün bile, keşke daha fazla eşyamız olsun dediğimiz bir an olmadı. Tropik bir adada, hamağa uzanmış, muhteşem okyanusu seyrederken, “Ah keşke bir oturma grubumuz olsaydı şimdi,” demedik hiç. Ya da şort ve şıpıdık terliklerle aylarca yolculuk ederken, “Ah, şu elbisemiz olsaydı şimdi. Bir de şu şık ayakkabımız!” cümleleri çıkmadı hiç ağzımızdan. Tam tersine, hep “Daha az eşyamız olsa daha güzel olur,” deyip durduk. “Hedefim çantayı 7 kilonun altına indirmek!” diye gaza getirdik birbirimizi ara ara.

Birer sırtçantası ile geçirdiğimiz bu 6 ay, hayatımızın en güzel zamanlarıydı. Çok az eşya ile nasıl da mutlu olabiliyormuşuz. Halbuki bütün ömrümüzü alabildiğimiz kadar eşya satın almak için yıllarca çalışıp, mutsuz olarak geçirerek tüketmişiz bu zamana kadar. Ne kadar yazık!

Aslında ne kadar çok şeye sahip olduğumuzu…

6 Aylık Dünya Turumuzda Yolda Neler Öğrendik?

Televizyonlarda, gazetelerde, filmlerde bize hep zengin insanların hayatlarını gösterdiklerini fark ettiniz mi hiç? Lüks arabalar, kürkler, süslü malikaneler… Ne kadar çalışıp kazanırsak kazanalım, hiçbir zaman yeterince zengin olamıyoruz, değil mi? Hep daha fazlasına ihtiyacımız var, bu dünyada zenginler var! Bunun farkına varmak için dünyanın öbür ucuna gitmenize gerek yok. Ülkemizi ya da şehrinizin farklı bölgelerini gezseniz de anlayabilirsiniz kolayca aslında. Ama Hindistan, Nepal, Kamboçya, Filipinler gibi dünyanın en fakir ülkelerinden bazılarını görme fırsatını bulunca anlıyorsunuz ki, bizler aslında dünyanın şanslı azınlığının içindeyiz, ne yazık ki bunun farkında bile değiliz.

Temiz su, düzenli elektrik erişimi, sıcak su, asfalt yollar, açlıktan ölme riski ile karşı karşıya olmama, sağlık hizmetlerine kısıtlı erişim… Bütün bunlara erişebiliyorsanız, dünya refah ortalamasının üstündesiniz demek.

Otobanlara sahip bir ülkede yaşıyorsanız, cep telefonunuz var ise, sadece pazardan değil, süpermarketten de alışveriş yapabiliyor, bir kafeye oturup bir şeyler içebiliyorsanız ve motorsikletiniz var ise, zenginsiniz demek.

Akıllı telefonunuz var ise, sizin ya da ailenizden birinin arabası var ise, arada uçağa binebiliyor, hatta her sene 1 hafta bile olsa, yaşadığınız yerin dışında bir yere tatile gidebiliyorsanız jet sosyetesiniz adeta!

İnsanların bisiklet bile alabilecek paraya sahip olamadığı ülkeleri aylarca gezince, ne kadar çok şeye sahip olduğunuz gerçeği tokat gibi çarpıyor suratınıza aniden. Bütün bunlara sahip olup, farkında bile olmamak ne kadar üzücü, değil mi?

Cesaret gösterirsek hayatta istediğimiz her şeyi başarabileceğimizi…

6 Aylık Dünya Turumuzda Yolda Neler Öğrendik?

Seyahat etmek dünyanın en keyifli şeylerindeni biri. Bir uçak bileti alıp seyahat etmek çoğu zaman sandığınızdan çok daha kolay. Ama dünyanın bir ucuna gidip hiç bilmediğiniz ülkelerde 6 ay boyunca aralıksız bir şekilde yolculuk etmek ise, ciddi bir planlama, motivasyon ve fiziksel efor gerektiyor. Yaşadığınız ülkede bir şehirden bir şehire geçmek bazen yorucu olabiliyorken, dünya haritasını açıyorsunuz (fazla romantizme gerek yok, telefonunuzdan Google Maps’i açıyorsunuz aslında) ve diyorsunuz ki: Ben şu an dünyanın bu noktasındayım, bu noktaya gitmek istiyorum. En kolay ya da en ucuz nasıl gidebilirim?

Bahsettiğiniz iki nokta arası bazen 50 km iken, bazen 5000 km olabiliyor. Kathmandu’dan, Bali’ye yaptığımız uçuşumuz aktarmalarla 24 saat sürdüğünde, amma uzun sürdü dediğimizi anımsıyorum. Sonrasında fark ettik ki, Himalayalar’ın zirvelerinden havalanıp, Güney Yarımküre’ye, Avustralya’ nın dibine kadar uçmuşuz aynı günde. Yarımküre değişmiş, iklim değişmiş, dil değimiş, din değişmiş… Dünyanın bambaşka bir ucuna gelmişiz aslında. Dünya üzerinde yaşayan çoğu insanın ömrü boyunca katetmediği mesafeyi bir günde katetmişiz ve bunun büyüklüğünü bile fark etmez olmuşuz.

Yoldayken anlıyorsunuz ki, eğer gerçekten isterseniz hayatta her şeyi başarmak mümkün. 14 saat beklemeli aktarma mı var? Sorun değil. Havaalanında uyuruz. Uçak mı yok? Trenle gideriz. Tren sabah 4’te mi varıyor? Tren istasyonunda uyuruz. Tren yok mu? Sorun değil, otobüs ile gideriz. Otobüs 24 saat mi sürüyor? Sıkarız dişimizi. Otobüs istasyonundan sonra hiçbir araç yokmuş. Sorun değil yürürüz. Çok mu uzakmış? O zaman otostop çekeriz…

Uzun süre yolculuk edip, en zorlu koşullarda bile hedefinize ulaşmayı başarabildiğinizi gördüğünüzde çıkardığınız ders şu oluyor: Aslında hayatta hayal ettiğiniz her şeyi başarmanın bir yolu var. Yeter ki, buna cesaret edin ve ona ulaşmak için fedakarlıkta bulunmayı göze alın…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir